Mustafakemalpaşa Haber

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Abdülkerîm Kâdirî Hazretleri (Şeyh Müftü)

Şeyh Müftü asıl adı Abdülkerîm Kâdirî ‘dir. Kanunî Sultan Süleymân Hân zamanında yaşamış âlim ve velîlerden. Aslen Kirmasti doğumludur.

Bu bilgi 31 Ağustos 2018 - 19:16 'de eklendi ve 36 views kez görüntülendi.
Abdülkerîm Kâdirî Hazretleri (Şeyh Müftü)

Kanunî Sultan Süleymân Hân zamanında yaşamış âlim ve velîlerden. Aslen Kirmasti (Mustafakemalpaşa) Atariye Mahallesi doğumludur. Doğum târihi bilinmemektedir. Müftî Şeyh adıyla meşhûr olmuştur. 951 (m. 1544) senesinde vefât etti. Kabri, Kirmasti kasabasında, câmi ve zaviyesinin yanındadır. Şeyh Kara Baliden tarikatı öğrendi. Evliyaullah-tandır. Şeyh İmamzadenin murididir.

Daha küçük yaşta iken, Kur’ân-ı kerîmin tamâmını ezberledi. Tecvîd ve kırâat ilimlerini de öğrendi. Emîr Sultan hazretlerinin câmisinde, Cum’a günleri Kur’ân-ı kerîm okurdu. Dînî ilimleri öğrenmek için çok çalıştı. Mevlânâ Karabâlî’nin yanında da bir müddet ilim tahsilinde bulundu. Karabâlî’nin derslerine devam ederken, İmâm-zâde diye tanınan zâtın hizmetine girdi. Onun sohbetlerinde bulunup, feyz aldı. Burada, ma’nevî hâllere ve makamlara kavuştuktan sonra, İstanbul’da Küçük Ayasofya zaviyesinde, insanlara dünyâ ve âhıret saadetinin yollarını öğretmeye başladı. Hâfızası çok kuvvetli olduğundan, kısa zamanda pek çok fıkıh mes’elelerini öğrendi. Hattâ bilgisinin çokluğu ile meşhûr oldu. İlminin çokluğunu, zamanın Pâdişâhı Kanunî Sultan Süleymân Hân duyunca, ona maaş bağladı. Şeyhülislâm gibi halka fetvâ vermesi için ona ruhsat verildi. Câmilerde ve meclislerde halka va’z ve nasîhat verirdi. Çok te’sîrli ve güzel konuşur, dünyânın geçiciliğinden, âhıretin ebediliğinden ve Cennet ni’metlerinden bahsederdi. Kütüphânesinde pekçok kıymetli kitap vardı. Dâima bu kitapları mütâlâa ederdi.

Çok şiddetli riyâzet ve mücâhede yaptı. Hâli, “Ölmeden önce ölünüz.” hadîs-i şerîfinin ma’nâsına uygun idi. Mezar gibi bir çukur kazdırmıştı. Bu çukura girer, kırk gün tamâm oluncaya kadar beş vakit namazı o çukurda kılardı. Hattâ gece gündüz bu çukurda yatar kalkardı. Bu hâlinden dolayı pekçok feyz ve berekete kavuşmuştu. O çukurda çok riyâzetler yapar, devamlı nefsine muhalefet ederdi. Kırk günlük halveti bitince o çukurdan çıkar, gelecek seneye kadar halka va’z ve nasihat ederdi. Devamlı hudû’ ve huşû’ üzere bulunurdu.

Taşköprü-zâde anlatır: “Bir gün Şeyh Abdülkerîm Kâdirî’ye unutkanlığımdan şikâyet ettim. Bana, unutkanlığımın gitmesi ve hafızamın kuvvetlenmesi için duâ etti. O zâtın duâsı bereketiyle, o hâlden kurtuldum. Unutkanlığım kaybolup gitti.”

1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye; c.2, s.58

2) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.517,518

3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14, s.288

 

Riyazet : Nefsin isteklerini kırma

Mücâhede : isim Çalışma, gayret

Hudu’: Eğilmek, bükülmek, küçülmek ve tam teslim olup itaat etmek, sözü yumuşatmak, kibar, tatlı söylemek anlamınadır.
Huşu’: Çoğunlukla vücut organlarının saygısı anlamına kullanılmakla birlikte “genel saygı” anlamını ifade eder.

DİĞER YAZILAR